Otantik hayat projesi hedefi e-ticaret olmayan bir projedir.
Anadolumuzun kırsalında geleneksel olarak yüz yıllardır süre gelen
değerlerimizi devam ettirmektir. Çalışmalarımızın temeli 2010 lu yıllara dayanır.
Başlamak bu yıla , 2025 yılına nasip oldu.
Bir televizyon programında seyrettiğimiz rahmetli Oktay
SİNANOĞLU bizi düşünceye ve arayışa sevk etti. Gıdalarımız üzerinde oynanan
oyunu anlatmıştı rahmetli Oktay hoca. Bir de kitap tavsiye
etmişti bize. F. William ENGDAHL ‘ın
kaleme aldığı “ Ölüm Tohumları “ isimli kitabı.
Para hırsı ile biz tüketiciler nasıl bir suistimale maruz kaldığımızı
öğretmiştim kitabi okuduğumda. Korkmuştum doğrusu kendi param ile kendime nasıl
kötülük yaptığımı öğrendiğimde.
Dünyanın parasını vererek aldığımız kozmetik ürünlerinin,
temizlik ürünlerini, gıda ürünlerinin uzun vade de bizden neler götürdüğünü
büyük hayal kırıklığı ile öğrendik ve şahsımda dahil olmak üzere yaşayarak tecrübe ettik.
Hepimiz “ Nerede o eski domatesi kokusu? Nerde o eski kan
kırmızı karpuzlar? Eski Demre biberi mi var şimdi ? v.b “ hayıflanmalarını ya duymuşuzdur ya da
kendimiz yapmışızdır .
Bu duygu ve düşünceler ile yola çıktık. Eskiden kalma biber
tohumu , domates tohumu, karpuz tohumu aradık. Bu güne kadar da bulamadık.
Bulamayınca da geleneksel yöntemler ile üretilmiş ürünler bulalım dedik.
Endüstriyel katkı maddesi eklenmemiş ürünleri maalesef bulamadık. O zaman bizde dedelerimize, ninelerimize sorduk. Yıl boyunca neler tükettiniz ? Bunları nasıl
ürettiniz diye. Mesela Pekmezi nasıl yapardınız ? Kışın kuru yemiş olarak ne yerdiniz ? Hasta
olduğunuzda neler kullandınız ? Elleriniz yaralandığında neler sürdünüz yaraya
? gibi sorular sorduk. Biz sorduk . onlar anlattılar.
İlk bulduğumuz “Gül Suyu” oldu. Bize Anadoluya gelen gülün
ilk olarak gül suyuna nasıl dönüştürdüklerini anlattılar. Onların anlattığı
şekli ile bakır kazanlarımızı kurduk , ağzını sıkıca kapatıp odun ateşinde
Isparta gülünü kaynak suyu ile kaynatmaya başladık. Kaynayan kazanlarımızda ki
gül ile su buharlaştı , buharı yoğuşturup GÜL SUYU’ na dönüştürdük. Biz
kullandık, dostlarımıza ikram ettik onlarda kullandılar. Şimdi sizin kullanmanıza
sunuyoruz.
Nenelerimizden pekmez yapmasını öğrendik. Onlarla beraber
Isparta Yalvaç’ta bağ bozduk. Üzümün suyunu sıktık. Dağa gidip beyaz pekmez
toprağı kazıp geldik. Üzüm suyunu bu toprakta beklettik. Bakır kazanları kurduk
saatlerde odun ateşinde kaynattık. Biz usandık ninemiz daha olmadı,” hele
altına odun atın “ talimatı ile ateşimizi bir daha harladık. Ninemizin “tamam
oldu” diyesiye kadar. Onlar tarif etti
biz yaptık. Bize pekmezin köpüğünü tattırdılar, belki de ömrümde yediğim nadir
tatlardan birisiydi. Pekmezimizi biz yedik, dostlarımıza ikram ettik. Siz de
tadın istedik.
Antalya Finike de zeytin kurduk, zeytin yağı sızdırdık. Nar
suyu çıkardık, Nar sirkesi yaptık. Portakal reçeli yaptık. Keçi boynuzu
toplayıp pekmezini yaptık.
Malatya da Kayısı bahçesinden kayısı topladık. Çekirdeğini
çıkarıp sergilerde kurttuk. Çekirdek
kırıp kayısı çekirdeğini çıkarıp kuruttuk. Dut Topladık. Kimisini kuruttuk,
kimisini peksimet, kimisinin pekmezini yaptık. Biz ailecek tükettik. Beğendik
ve sizlerinde tüketmesi için beğenilerinize sunuyoruz.
Hatayda kazanları kurduk zeytinyağı , defne yağı ve meşe
külünden ninelerimizle sabunlar yaptık. Bunların çeşitlerini artırma
çabasındayız.
Gayemiz kültürümüzü yaşatmak. Geleneksel yaşam biçimini devam
ettirmek. Sağlıklı beslenmek ve sağlıklı beslenmenize katkı sağlamak. Biz bu
gün bunları yapabildik.
Önümüzdeki günlerde bulabilirsek eğer genetiği bozulmamış
domates ve biber gibi gıdalarımızı üretmek ve sizin istifadelerinize sunmak.
Bundan yüzlerce sene önce Anadolumuzda dokunduğu gibi kumaş dokumak , otantik usuller ile boyamak ve sizlerin
kullanıma sunmak. Şimdilik çalışmalarımızdan bazılarını sizinle paylaştık.
Sağlıklı
günlerde mutlu ve huzurlu ortamınızda kullanmanız dileklerimizle.